Recent Posts

Hedefteki adam: İbrahim Kalın

Odatv’nin sahibi olan Soner Yalçın uzun yıllardır Erdoğan Rejimini savunan yazılar yazıyor. Yaklaşık 10 yıldır kritik dönemeçlerde Soner Yalçın,

PAYLAŞ:

Odatv’nin sahibi olan Soner Yalçın uzun yıllardır Erdoğan Rejimini savunan yazılar yazıyor. Yaklaşık 10 yıldır kritik dönemeçlerde Soner Yalçın, Erdoğan’a çok kritik destekler verdi. Metin Feyzioğlu’nun Erdoğan ile 2012’de başlayan pazarlık/anlaşma sürecine sadık davrandı Soner Yalçın özetle. 2025 başı itibariyle ise yeniden o bildiğimiz amacı karanlık yazılarına geri döndü.

Soner Yalçın 28 Ocak 2025’te “CIA yazdım MİT sen anla” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıda CIA tarihinden örnekler veriyor. Diyor ki; “11 Eylül saldırılarından sonra CIA ülkede yıldız oldu. Gençler CIA tişörtleri giymeye başladı, binlerce kişi CIA’de çalışmak için başvurdu, CIA’in taleplerini Bush yönetimi yapar hale geldi. Nihayetinde CIA’in isteğiyle ABD Afganistan’a girdi ve CIA insansız hava araçlarıyla El Kaide’nin dumanını attırdı. Sonra IRAK işgali başladı. Ancak Irak işgali sırasında Cumhuriyetçiler CIA raporlarını eğip büktü, Saddam’da kimyasal silah var yalanını ortaya attılar. CIA de politikacılara hem boyun eğdi hem de kurum yöneticileri siyasi çıkar uğruna bu oyuna dahil oldular. Sonunda ABD, IRAK bataklığına battı. Saddam’ın kimyasal silahları bulunamadı ve fatura daha kısa süre önce ABD halkının gözünde bir numaralı kurum olan CIA’e kesildi. CIA’le ilgili yeni bir yasa çıkartıldı, yetkileri budandı ve Ulusal İstihbarat Direktörlüğüne bağlandı ve sonuç bataklık oldu.”

MİT SEN ANLA

CIA’in nasıl yükselip nasıl dip yaptığını anlattıktan sonra Soner Yalçın sadede geliyor. Son zamanlarda iktidarın düşünce kuruluşu SETA ve iktidarın güdümündeki Anadolu Ajansının “Türkiye İran ile çatışabilir” başlıklı analizler yayınladığına vurgu yapıyor yazar.

Yalçın’a göre bunlar analiz değil, bu iki kurum olmasını istedikleri şeyi yazıyorlar.

Hatta Yalçın bu raporlardan bir alıntı yapmış:

“İran’ın Suriye’den çekilmesi ve etkisinin azalması, İran’ın Suriye’de Türkiye’ye karşı asimetrik unsurları desteklemesine yol açabilir ve bu durum Ankara ile Tahran arasında çatışmacı bir rekabeti tetikleyebilir…”

Yalçın burada MİT’e şu mesajı gönderiyor: Suriye’de yaptığınız temaslar ve sonrasında hazırlanan MİT raporları, istihbarat hakikatlerine mi dayanıyor yoksa siyasete göre mi yapılıyor?

Sonra uyarıyor: “CIA’in başına gelen MİT’in başına gelmesin.”

Yani Yalçın diyor ki MİT şuan 11 Eylül dönemindeki CIA gibi popüler ama Irak savaşından sonraki CIA gibi yetkileri budanan gözden düşen bir kurum haline gelebilir ve bunun sonu da en başta MİT için bataklık olur.

SONER YALÇIN’IN İKİNCİ YAZISI

Soner Yalçın bir gün sonra 29 Ocak 2025’te “Milli Çözüm Süreci… İşi yokuşa süren istihbaratçılar” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Yazıda MHP-MİT-İmralı arasında dönen sürece “Milli Çözüm Süreci” adını koydu. Bugün kadar kimse isim vermiyordu.

Soner Yalçın, Bahçeli’nin süreci başlatmasının üzerinden üç ay geçtiğini ama “işi yokuşa süren birileri” olduğunu söylüyor.

Ama bunun kim olabileceği sorusuna “AKP ya da DEM içindeki bir kanat mı” sorusunu yöneltiyor.

Konuya buradan girdikten sonra aniden yazının konusunu değiştiriyor Soner Yalçın ve ABD’deki istihbarat kuruluşlarına ve onların Türkiye’deki uzantılarına odaklanıyor.

Yalçın, ABD’nin 90’larda istihbarat faaliyetlerini özelleştirip çok sayıda analiz ya da düşünce kuruluşu gibi görünen ama esasen istihbarat örgütü olan kurumları finanse etmeye başladığını söylüyor.

Birkaç isim verdikten sonra Gölge CIA olarak bilinen “Stratfor” kuruluşuna lafı getiriyor.

Ve diyor ki WikiLeaks belgelerinde Stratfor belgeleri ifşa oldu. Bu belgelerde Türkiye’de Stratfor’a bilgi veren kişiler de ifşa oldu. Yalçın bunları “Ülkemizdeki taşeron casuslar” olarak niteliyor.

Sonra iki örnek veriyor:

“TR703, Irak Kürtleri konusunda istihbarat vermişti.

TR705, PKK/Kürt sorunu konusunda istihbarat vermişti. Vs.”

ÇOK KRİTİK BİR “VS”

Yalçın’ın burada iki kişinin kod numarasını verirken kullandığı “VS” çok önemli. Çünkü herkes biliyor ki Stratfor kendisine bilgi verenler arasında İbrahim Kalın da yeralıyordu ve TR-306 kodu verilmişti.

Soner Yalçın, kodlu iki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını paylaşırken İbrahim Kalın’ı paylaşmayıp “vs” ibaresi koydu.

Bu yazının bir gün önce MİT’i uyardığı yazının üzerine gelmesi çok anlamlı.

KRİTİK “İŞİ YOKUŞA SÜRME” MESAJI: BAHÇELİ’Yİ YALNIZLAŞTIRMA

Soner Yalçın, Stratfor’un kodlu taşeron casusları vurgusunu yaptıktan sonra ülkemizde Stratfor ve benzeri istihbarat kuruluşlarının ne kadar elemanının görevde olduğunu soruyor ve işi asıl noktaya getiriyor:

“Milli çözüm süreci başladığından beri yazılanları, konuşulanları ve panelleri takip etmeye çalışıyorum. Birilerinin işi yokuşa sürmek istediği çok belli.
Sadece DEM’deki bir grup değil; iktidarın bir kanadının da Devlet Bahçeli’yi yalnızlaştırma politikası yürüttüğünü görüyorum…”

YALÇIN’IN SAHTE MESAJI: “Osmanlı savaş meydanlarında kazandı masada kaybetti. Şimdi biz de masada kaybedebiliriz. Çünkü Milli Çözüm Sürecinde oyunbozan taşeron istihbaratçılar var.”

Yazıyı normal okuyan halk bu mesajı anlar. Ama gerçek mesaj farklı.

GERÇEK MESAJ: İbrahim Kalın’a Stratfor geçmişi üzerinden gönderme yapıyor. Kalın’ı bir şeye zorlamak ya da köşeye sıkıştırmak istiyor.

SONER YALÇIN’A MİT İÇİNDEN YAZDIRILIYOR

Soner Yalçın geçmişten beri MİT temaslı bir adam oldu. Bu yazının MİT içerisinden Yalçın’a yazdırıldığı açık.
İbrahim Kalın, MİT’in içinde ne değişiklikler nasıl görevlendirmeler yapıyor ve kim rahatsız oluyor buna bakmak lazım.
O rahatsız olanlar Soner’e bu yazıları yazdırıyordur.

KALIN WSJ’DE EŞ ZAMANLI HEDEF

Wall Street Journal gazetesinde özel bir haber yayınlandı.

Yazıda 2022’de Rusya, Ukrayna işgali sonrası Batı yaptırımlarıyla yüzleşince Putin’in yaptırımları delme yolları aradığı belirtiliyor.

Erdoğan bu süreçte para arıyor. Doların sürekli yükseldiği hükümetin doları tutamadığı zaman.

Hatırlayın 2023 seçimleri öncesinde Putin Türkiye’nin 20 milyar dolarlık gaz borcunu seçim sonrasına erteleyip Erdoğan’a can suyu vermişti.
Sonrasında Akkuyu Nükleer santralinin inşası için 5 milyar dolarlık bir fon daha Ziraat Bankasına göndermişti.

Haberde bunun arka planı anlatılıyor.

Deniyor ki; Rusya Akkuyu Nükleer Santralinin inşası için Türkiye’ye toplamda 9 milyar dolar para gönderme planını devreye soktu. Paranın 5 milyar doları Ziraat Bankasına gönderiliyor. Sonra para yaptırımları delmekte kullanılacak Ziraat Bankasında hesabı bulunan diğer Rus firmalarına sanki Akkuyu Nükleer Santrali inşaat ödemeleri gibi aktarılıyor. Yani aslında para Akkuyu için değil, Rusya’nın Ziraat Bankasında hesabı bulunan diğer firmalarına aktarılmak için gönderiliyor.

ABD yönetimi ilk 5 milyar dolarlık kısım aktarıldıktan sonra bu durumu tespit ediyor ve sonraki taksitte gönderilen 2 milyar doları bloke ediyor.

KALIN’A ÜÇ RİSKLİ SUÇLAMA

Geçen yıl Amerikalı Savcılar, bloke edilen 2 milyar dolara “yaptırımların delinmesi, kara para aklama, banka dolandırıcılığından elde edilen gelir” kapsamında el konulmasını istiyorlar.

Başkan Biden “şimdilik soruşturmayı dondurun” diyor.

Ama WSJ’nin haberinde kritik bir bilgi var. Gazeteye konuşan bazı ABD yetkilileri bu para transferi operasyonunda İbrahim Kalın’ın rolünün olduğunu söylüyorlar. Rolü olan ikinci kişi ise Nurettin Nebati.

WSJ, İbrahim Kalın ve Nebati’ye sorular göndermiş ama yanıtlamışlar.

Yani ABD yönetimi WSJ’ye kara para-banka dolandırıclığı gibi üstelik Rusya eksenli suçlarda İbrahim Kalın’ın ismini sızdırıyor.

NEDEN KALIN HEDEFTE NEDEN FİDAN’IN İSMİ BÖYLE HABERLERDE HİÇ GEÇMEZ

WSJ’nin haberini analiz eden hükümete yakın isimler, Kalın’ın Suriye’deki gelişmelerle ilgili tutumu konusunda hizaya çekilmek istendiğini dile getirdiler. Bu hizanın ne olduğu, Kalın’ın Suriye’deki gelişmeler konusundaki tutumu biliniyor zaten. ABD, Suriye’den çekilmeden önce İsrail’in güvenliğiyle ilgili Netenyahu’nun istedikleri ve YPG konusunda Türkiye’den garantiler almak istiyor.

Ama Kalın’ın hem içeriden hem dışarıdan böyle hedef tahtasına konmasının başka bir sebebi olmalı.

Geriye dönük olarak Erdoğan iktidarında Türkiye’nin karıştığı bütün uluslararası ve ülke içi skandalları hatırlayın. Neredeyse hiçbir zaman Fidan’ın ismi geçirilmiyor ve hedef haline getirilmiyor. Tamamen dış kaynaklı saldırılar olan Suruç katliamı, Reyhanlı katliamı, Reina katliamı gibi. Yine MİT’in iki daire başkanının Hakan Fidan’ın hatası sonucu PKK tarafından 2017’de kaçırılması gibi skandallarda da Hakan Fidan’ın ismi hiçbir biçimde geçirilmiyor.

Ne zamanki Kalın-Fidan çekişmesi konuşuluyor, bir düğmeye basılmış gibi içten (Soner Yalçın) ve dıştan (WSJ) Kalın aleyhine yazılar ortalığa saçılıyor.

Ne Suriye meselesinde ne Rusya’nın yaptırımlarının delinmesi ne İran yaptırımlarının delinmesi konusunda Hakan Fidan’ın konumu, rolü, tutumu hiç böyle yazılara konu olmuyor.

BAHÇELİ VE ŞENKAL TARAFI

Bahçeli ve danışmanı olan eski MİT Başkanı Şenkay Atasagun tarafı, Suriye de kurulacak Kürt bölgesinin Türkiye’nin kontrolünde olması için Apo’nun serbest bırakılmasını istiyorlar. Daha doğrusu böyle savunuyorlar.

Apo’nun geçmiş dönemde uzun süre Suriye’de kalmasından ötürü, Apo üzerinden TR’nin Suriye’deki Kürt bölgesi üzerinde söz sahibi olacağını iddia ediyorlar.

Ama asıl hesapları başka. Apo’nun dışarı bırakılmasının, seçmen üzerinde olumsuz sonuçları olacağını hesap ediyorlar ve bu hesap üzerinden Erdoğan’ın alaşağı etmenin fırsatını da bulduklarını düşünüyorlar.

O nedenle de Bahçeli ıstarla Apo üzerine asılıyor. Benzetmek gibi olursa, yüzme bilmeyen birisi, yanındakinin üzerine abanarak yüzmeye çalışırken kendisi su üstünde kalır ama abandığı yüzme bilen kişi su altında kalır ve boğulur.

İşte Bahçeli şu anda tam bunu yapıyor, Erdoğan’ın üzerinden Apo’ya sarılarak Erdoğan’ı su altında boğmaya çalışıyor.

Erdoğan bu sebeple Abdullah Öcalan olayına asılmıyor.

Bu denklemde Kalın, bu planın karşısında, Erdoğan’ın yanında yer alıyor.

Soner Yalçın’ın, Kalın aleyhinde yazması, bu denklemden kaynaklanıyor. Bu denklemde Fidan’ın, Bahçeli, Şenkal, Soner tarafında konumlandığını söyleyebiliriz.

SURİYE’DE KALIN’IN ROLÜ

Suriye’de 2011’de başlayan olaylarda Fidan vardı. Dalgalı stratejileri birbirine zıt adımlarıyla Türkiye’nin başını türlü belalara soktu. Hükümeti uluslararası ceza mahkemesinde yargılatabilecek adımlardı bazen.

Kalın geldikten sonra tek strateji üzerine ilerledi. Bunda ısrar edildi. Sonuçta ABD ve İsrail’in hamleleri ve Rusya’nın oluruyla Esad devrildi ama Türkiye en azından gelgitli politikalardan kurtulmuştu. Sonrasında da Kalın aynı strateji üzerinden ilerliyor.

KALIN’I DÖVÜP FİDAN’A DOKUNMAYANLAR

Bu noktada cephenin şöyle şekillendiğini söyleyebiliriz:

Soner-Şenkal Atasagun-Fidan cephesi…

İbrahim Kalın-Tayyip Erdoğan cephesi…

PAYLAŞ:

Yurum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir